3 Şubat 2014 Pazartesi

köylü ekremden hayat dersi

Gönderen Bestesiyleannesi zaman: Pazartesi, Şubat 03, 2014
Tepkiler: 

Ne kadar boşa yaşıyoruz. Ne kadar boşa...

Yakın zamanda eşimin anneannesini kaybettik. Gözyaşı, hüzün, acı... Hepsini yaşadık. Bu yetmezmiş gibi cenazeden dönerken trafik kazası geçirdik. Ufak gibi görünen bir kazaydı ama yine de çok sarsıldık. Birimizin burnu kırıldı, diğerimizin dizi derken ambulans-hastane-karakol üçgeninde bulduk kendimizi. Cenaze ve kazayı arka arkaya yaşayınca kafamda hayatı sorgulayan sorular dolaşmaya başladı. 

Sabah güneş doğar doğmaz evden çıkıp tramvaya doğru koşturuyorum. Hızlıca işe yetişip kendimi okula atıyorum. Okulda olduğum hiçbir an oturmadan ders anlatıyorum. İşten çıkıp çarşıdaki işlerimi halledip eve koşturuyorum. Evde ev işleri beni beklerken gözüm bir an olsun kolumdaki saatten ayrılmıyor. Yemek, çamaşır, bulaşık, ütü,... Sadece 1-2 saat oturup günü bitiriyorum. Ve bu hengame ertesi sabah kaldığı yerden devam ediyor.

Ne için peki? Para kazanmak, iyi bir evde oturmak, güzel bir arabaya binmek, çocuklarına olanaklar sunmak, yazın-kışın tatile gitmek, güzel bir yerde yemek yiyebilmek,... için. Peki bütün bunları yapabilmek için gereken parayı kazanayım derken hayatın kendisini ıskalamıyor muyuz biz?

Gün 24 saat ve bunun 7 saatini uyuyarak geçiriyorum. Kalan 17 saatin neredeyse 7 saati okul+okuldan eve getirdiğim işlerle geçiyor. 10 saat çok gibi görünüyor olabilir ama sadece 1 saatim işe gitmek ve gelmekle geçiyor. Kaldı 9 saat. Kahvaltı-öğlen-akşam yemekleri ve toparlama işleri için günde en az 3 saat mutfakta kalıyorum. Kaldı 6 saat. Bu sürenin yine en az 2-3 saati ev için harcanıyor çünkü çalışan bir kadın olarak evi düzenli olarak toparlamazsan kartopu bir çığa dönüşüyor ve altında kalıyorsun. Ev işlerini de çıkarınca geriye 3 saatim kaldı. 24 saatten bana kalan sadece 3 saat. Çocuk sahibi olduğumda eminim o da kalmayacaktır.

Kaldı ki ben çok planlı programlı yaşayan biriyimdir. İşlerimi sıraya koyarım, günlere bölerim. Böyle yaptığım halde çalışırken zamana hakim olmak neredeyse imkansız. Şimdi düşünüyorum da, günün sadece 2-3 saati benimse o zaman hayatın da sadece 1/8 ini yaşıyorum demektir. Ne acı.

Tam da "hayat ne kadar anlamsız ve zaman ne kadar kaygan", "bunca çaba ne için", "bu hayatın ne kadarına hakimim" diye düşüncelere dalmışken bu video çıktı karşıma. İrkildim. Ekrem o kadar gerçek bir şeyden bahsediyor ki bize. Şaşkınlığa düşmemek, sarsılmamak elde değil. Hep emeklilikten sonraya ertelediğimiz "vaktimizi ve ömrümüzü istediğimiz gibi harcama" lüksünü yaşıyor. Her şeyden, her nimetinden vazgeçmiş dünyanın. Ne ev, ne giysi, ne para, ne ünvan... Hiçbir şey, kendi hayatının söz sahibi olmak kadar önemli değil onun için. Bu yüzden saygı duydum ve imrenerek izledim Ekrem'i. Duydum ki o da Eskişehir'de yaşıyormuş, belki bir gün bir yerde rastlar, kendisinden hayat dersi alırım...

İyi seyirler.


2 yorum:

Kızıl Kelebek dedi ki...

ne çok etkilendim anlatamam..bir çoğumuzun sözde yapmak isteyip de cesaret edemediğini yaptığı için hayran odum,saygı duydum ve bu kadar güzel anlattığı için de tebrik ederim kendisini........paylaşımınız için size de teşekkürler..

pespembe dedi ki...

Ben onun kadar cesur olamadığım için kendime kızdım ddaha çok. Dayatılmış olanı değil tercih ettiğini yaşıyor. Bilgelik değil de nedir bu?

Yorum Gönder

Bir blogun en çok ihtiyaç duyduğu şey yorumdur. İşte tam da bu sebepten, aklına geleni yaz...

 

kırmızı kiraz Template by Ipietoon Blogger Template | Gift Idea