8 Şubat 2012 Çarşamba

Baba demek..

Gönderen Bestesiyleannesi zaman: Çarşamba, Şubat 08, 2012 0 yorum
Baba taş gibi sağlam duruyor orda bir yerde, sen her ihtiyaç duyduğunda yaslıyorsun sırtını serin serin. O sana hep destek oluyor, dayanak oluyor. Doğrulurken elinden tutuyor. Sen anlatıyorsun o dinliyor, hiç sıkılmadan hiç yorulmadan. Gel diyorsun geliyor, git diyorsun gidiyor. Kızsa da söylemiyor, sana sadece gülümsüyor. Bak diyorsun neler yaptım ben, aferin diyor yürekten yürekten. Koltukları kabarıyor, çaktırmıyor. Sen mutluysan o zaten hep mutlu, sen ağlarken şimşekler hiç bekletmeden çakıyor gözünde. BABA diyorsun KIZIM diyor, CANIM diyor, BEBEĞİM diyor. Dünyanın en mükemmel erkeği gelse yok diyorsun, babam gibi değil. Dağ gibi, taş gibi hep dursun istiyorsun bir yerde.

benim babam bu...

P.S.: Doz büyücüsünün blog unda babasıyla ilgili yazılan yazıya yorum olarak yazmıştım, baktım pek de güzel anlatmışım babamı, burda da dursun kaybolmasın istedim.



Bir acemi blogger ın maceraları:)))

Gönderen Bestesiyleannesi zaman: Çarşamba, Şubat 08, 2012 4 yorum
Şu blog camiasına girdim girmesine ama nereden başlanır, neler yapılır, nereden yardım alınır, ilham perisi nasıl kovalanır, blog tasarımı nasıl güzel hale getirilir gibisinden dertler beni yedi bitirdi. Şimdilik sağı solu karıştırma, onun bunun blog una bakma, ben de bişeyler yapmalıyım gibi söylenmeler aşamasındayım. 

Acemilik zor zanaat dostlar. Şimdi kafamda binlerce soru, o nasıl yapılır ki, bu nasıl düzenlenir ki...??? "Yeni Başlayanlar İçin Blog" isimli bir kitap da yok ki piyasada alınsın okunsun. Birkaç profesyonel blogger ın yazdıklarını okumak da içime su serpmedi. Eeeeee, elde kağıt kalemle günlük yazmaya benzemiyormuş bu işler:(

Ama cevval ben, bunun da üstesinden gelir, blog dünyasının altını üstüne getirir hepsini yavaş yavaş öğrenirim. Kendimde o azmi gördüm:p Bi de bakmışız, en popüler, en çok takip edilen blogger lardan biri olmuşum çıkmışım. Hahahahahahahha sesli güldüm resmen..:)

Bu da gülmelik:p

Gönderen Bestesiyleannesi zaman: Çarşamba, Şubat 08, 2012 6 yorum
Facebook'ta pek popüler bu yazı son günlerde. Maksat gülümsetmek olsun diye iletiveriyim dedim bi zahmet..:O

5 Şubat 2012 Pazar

Karne Hediyesi:)

Gönderen Bestesiyleannesi zaman: Pazar, Şubat 05, 2012 0 yorum
Uzun zaman blog'unu ihmal edersen böyle olur. Yazıların birikir, masanın başına oturur, hepsini toptan yazmak zorunda kalırsın:( Kendi kendime söyleniyorum. Şunu blog'a yazmalıyım, bunu mutlaka anlatmalıyım diye diye biriktirmişim yazıları. Şimdi de hangi birini yazsam diye kara kara düşünüyorum. Neyse bir yerden başlayalım.

Malum 20 Ocak'ta karneleri verdik ve 15 günlük tatilimizi hak ettik. Karlar yağdı, yollar kapandı. Bir yere gidemedik. Bari çocuklarla tatil başlamadan önce kararlaştırdığımız sinema etkinliğini gerçekleştirelim dedim.
Facebook üzerinden haberleştik, örgütlendik. Sınıfımdan yaklaşık 10 öğrencimle yerini-zamanını kararlaştırdık ve 31 Ocak Salı günü sabahın körü denilebilecek erken bir saatte okulun önünde toplandık. Otobüsümüze bindik, geze geze alışveriş merkezinin kapısına dayandık. Film seçimini onlara bıraktım. Onlar da Neşeli Ayaklar 2 filmini seçtiler. Güzel bir seçim oldu bence.

Tabi bu filmi seçmelerinin en önemli nedenlerinden biri 3D olmasıydı zira aralarında hiç 3D izlemeyenler ve gözlüklerin cazibesine kendini kaptıranlar vardı. Hele ekrandan bize doğru gelen baloncukları gerçek sanıp yakalamaya çalışanları görseniz salonda kahkahalarla gülerdiniz, zira ben öyle yaptım:)

Salon bomboştu ve sanki biz sinemayı başbaşa izlemek için kapatmış gibiydik. Dilediğimiz gibi sesli sesli güldük, istediğimiz koltuğa oturduk. Velhasıl, gerçekten çok eğlendik. Aklım gelemeyen öğrencilerimde kalmadı değil ama bizde etkinlik bitmez, artık bir sonraki etkinliğe katılırlar.
Filmin eleştirisine gelince, yetişkinler için biraz yavan ama çocuklar için çok eğlenceli bir film. 1. filmi daha komikti diye de düşündürüyor ara ara. Küçük bir çocuk ya da öğrenciler ile gitmek için güzel bir film.

Mesajı anlamlı, hikayesi yardımlaşmaya, kardeşliğe ve dayanışmaya vurgu yapıyor. Verdiğimiz paraya değdi diyelim.


Eski Sevgiliye Dönmeli Mi Dönmemeli Mi???

Gönderen Bestesiyleannesi zaman: Pazar, Şubat 05, 2012 0 yorum
Son günlerde magazin basınında en sık rastladığım haberler eski sevgilisine dönen ünlüler ile ilgili. Bu haberler kabak tadı vermeye başladı, onda hemfikiriz. Ama asıl sorulması gereken soru şudur: Bir insan aradan geçen yıllara rağmen eski sevgilisine dönüyorsa bu haber en çok kimi yaralar? Cevap çok basit: Aradan geçen o yıllarda birlikte olunan sevgilileri!


Düşünün ki bir insanla birliktesiniz. O kişi sizden önce bir/birkaç kişi ile birliktelik yaşamış. Sıra size gelmiş. Birbirinizi sevmişsiniz, birlikte gülmüşsünüz, eğlenmişsiniz. Ona zaman, para, emek, sevgi vermişsiniz. Sonra bir gün ayrılmışsınız. Buraya kadar problem yok, tüm ilişkiler bitebilir. Ama sizden ayrıldıktan sonra eski sevgilisine döndüğünü duyduğunuzda yaşayacağınız hayal kırıklığını düşünebiliyor musunuz? "Madem bir gün ona dönecektin, benimle neden birlikte oldun o zaman?" diye sormak istemez misiniz?


Kendimi 'arafta' birlikte olunan insanların yerine koyuyorum da.... Ne acı, ne feci, ne onur kırıcı bir durumdur bu Yarabbim. Sen sevdiğini, sevildiğini zannet, sonra yaşadığın tüm duyguların yalan, ilişkinin de balon olduğunu öğren. Kendini kandırılmış, örselenmiş, zavallı hissetmez mi insan? Burada suçlu, kimi sevdiğinden ve kiminle birlikte olmak istediğinden emin olamayan, eski sevgilisini unutmadığı halde yenileri ile beraber olan insandır. Yoksa sen nereden bileceksin ki, senden ayrıldığında koşa koşa kendini eski sevgilisinin kollarına atacağını? Sen kalbini serin tut arkadaş.


Pazar pazar nerden geldiyse geldi düştü aklıma. Eski sevgilisine dönen tüm insanlara kızdım şimdi durup dururken. Dönmeyin bence geriye. Zaten çoğu da yürümüyor ve tekrar ayrılıyorsunuz. Güzel ve yürütülebilir bir ilişki olsaydı zamanında bilirdiniz kıymetini. Demek ki değilmiş... Bari eski sevgilinizden sonra birlikte olduğunuz insanları yaralamayın, kırmayın. Bir kere tutmayan dikiş, tutar mı ikincide???

1 Şubat 2012 Çarşamba

Festival filmlerinin dayanılmaz sıkıcılığı

Gönderen Bestesiyleannesi zaman: Çarşamba, Şubat 01, 2012 4 yorum
Nuri Bilge izlememeye yemin etmiştim, kendi kendime sözler vermiştim. Yapma, etme, kendini bu cenderenin içine hapsetme demiştim. Ama gönül ferman dinlemiyor. Dayanamadım ve "Bir Zamanlar Anadolu'da" filmini izledim. Smokindi hırkaydı beni hiç ilgilendirmez. Benim için önemli olan filmdir. Bildiğiniz üzere film 64. Cannes Film Festivali'nde Büyük Jüri Ödülü, 44. SİYAD ödül töreninde 6 dalda ödül aldı. Hal böyle olunca merak uyandırdı ve bu kadar beğenildiğine göre güzel bir film olmalı diyerek başladım Badi ile filmi seyretmeye. Sonuna kadar izlemek en önemli başarıydı ve bu evreyi tamamladım. Kötüydü diyemem ama harikaydı dersem gerçekten harika bulduğum filmlere haksızlık olabilir. 

Tamam Nuri Bilge Ceylan usta bir yönetmendir ve onu eleştirmeye gücüm ve sinema bilgim yetmez. Ama sonuçta tüm filmler biz izleyelim diye yapılıyor ve bir sinemasever olarak kendisine ve onun nezdinde festival filmleri çeken yönetmenlerimize iki çift lafım var müsadenizle:

1) Bu filmleri biz izleyelim diye mi yoksa jüri için mi yapıyorsunuz? 

Eğer bizim için yapıyorsanız neden insanlar arası iletişimde 'susmak' bu kadar favoriniz zira biz pek susan bir millet değiliz. Biz her daim her ortamda vır vır vır konuşan insanlarken bu kadar çok 'susanı' bir arada görmek bize ters. Bu tarz filmlerde o kadar az diyalog var ki, izlerken gülmeden edemiyorum. Oyuncular diyalog ezberleme zahmetine katlanmadan sadece "dur-uzaklara dal-uzun uzun hüzünlü bak" eylemlerini gerçekleştirerek para ve ödül kazanıyorlar ki bu inanılır gibi değil. Yani papaz her zaman pilav yemez derler ama bu filmleri değerlendiren jüri üyeleri bu taktiklere her zaman prim veriyorlar. Eğer filmi jüri ve ödül için yapıyorsanız bu bize hakaret değil de nedir? Yani " Ben bir film yaptım, amacım gişe yapmak değil, sadece ödül almak, arada siz de izlerseniz iyi olur ama izlemeseniz çok da önemli değil." demek ister gibi bir tavırdır bu.

2) Vermek istediğiniz mesaj neden bu kadar gizli saklı? 

Tamam izleyiciyi hikayenin içine çekmek, düşündürmek, meraklandırmak istiyorsunuz. Bunu anlayabiliyorum ama bu da devlet sırrı değil nihayetinde. Filmin bitiminde pek çok izleyici "Eeee, noldu şimdi?" diyorsa o film mesajını verememiş başarısız bir filmdir. Filmi izleyen kişiye o duygu, hikaye geçmiyorsa ne işe yarar bir film? Sorarım size..

3) Özellikle kısa metrajlı ödüllü filmler neden hep dramatik? 

Karakterler kasvetli, gizemli, dertli, sıkıcı, sigara üstüne sigara yakan tipler olunca film daha mı başarılı oluyor, anlamış değilim. Buna gerekçe olarak " Efendim yaşamın kendisi zaten sıkıcı, monoton ve yorucudur, biz de filmde bunu aktardık." diyen senarist ve yönetmenlere sormak isterim, siz hiç düğüne gitmez misiniz, evde çekirdek çitleyip çay demlemez misiniz, komedi filmleri izleyip kahkahalarla gülmez misiniz, içip içip arkadaşlarınızla sebepsiz gevezelik edip gülme krizine girmez misiniz? Vallahi biz günlük yaşamda bunları da yapıyoruz ama sanat filmlerinde bunların hiçbiri yok nedense. Demek ki günlük yaşam sadece orada gösterilenlerden ibaret değilmiş.

4) Sanat filmleri neden renksiz ve siyah-beyaz-gri tonlarında?

Bu sorum görüntü yönetmenlerine. Şöyle canlı canlı kırmızılar, pembeler, yeşiller, sarılar, morlar, turuncular yasak mı bu filmlerde? Hep bir grilik, solukluk, siliklik var görüntüde. İnsanın ruhu sıkılıyor, bilginize.

5) Jürinin çok beğenip ödül üstüne ödül yağdırdığı filmler neden izleyici tarafından beğenilmez?

Herkesin bildiği ve söylene söylene klişe haline gelen bir söz vardır: Festival filmleri sıkıcı olur, izleme! Sinema sektörü, bu sözü haksız çıkarmamak için mi uğraşıyorsunuz acaba? Hangi bol ödüllü filmi merak edip izlesem sonuç hüsran oluyor. Gişede harikalar yaratan bir film eleştirmenler tarafından beğenilmiyor, eleştirmenlerin ve jürinin beğendiklerini de biz beğenmiyoruz. Anlaşılan biz farklı dünyaların insanlarıyız.. Burda bir kamplaşma ve kutuplaşmaya sebebiyet vermek istemem ama durum bu: Siz ve biz, farklı filmlerden hoşlanıyoruz. Tamam, Recep İvedik gibi sadece gişe hasılatını amaçlayan filmlere ödül verin de demiyorum, ama ne bileyim, daha az sıkıcı, daha anlaşılır, daha izlenir filmlere ödül verirseniz sizinle yıldızımız barışabilir.

Bu bir sessiz çığlıktı, sessiz kalmasın, benim gibi düşünen sinema aşıklarının sesi olsun istedim. Hak verebilir, haksız bulabilirsiniz. Sinemaya katkı sağlayan her görüş kabulümdür.

P.S.: Bu bir Nuri Bilge Ceylan'a yüklenme yazısı değildir, kendisini de severim ayrıca:)
 

kırmızı kiraz Template by Ipietoon Blogger Template | Gift Idea